Dünya ekonomisinin çalkantılı sularında, ticaret savaşlarının ve korumacılık eğilimlerinin arttığı zorlu bir dönemde, Türkiye adeta fırtınalara meydan okudu. Üretim gücü, ekonomik büyümesi, istihdam yaratma kapasitesi ve elbette ihracatındaki yükselişle dikkatleri üzerine çeken ülkemiz, pozitif bir tablo çizdi.
Geçtiğimiz dönemde Türkiye’nin genel ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 4,5 artışla 273,4 milyar doları buldu. Bu genel başarının lokomotiflerinden biri de makine sektörü oldu.
Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) verilerine göre, serbest bölgeler de dahil edildiğinde, Türk makine imalat sanayisi konsolide ihracatta tarihi bir zirveye ulaştı! Yıllık bazda yüzde 1,9’luk bir artışla toplam ihracat 28,7 milyar dolara fırladı. Bu rakam, sektörün tüm zamanlardaki en yüksek performansını temsil ediyor. Tonajda küçük bir düşüş yaşanmasına rağmen, kilogram başına ortalama ihracat fiyatı 8,1 dolarla tüm rekorları geride bıraktı. Bu da Türkiye’nin katma değeri yüksek ürünlere yöneldiğinin açık bir göstergesi.
Peki, Türk makineleri hangi coğrafyalarda yankı buldu? Listenin başında her zamanki gibi Almanya yer alıyor. Almanya’ya yapılan ihracat yüzde 6,8’lik bir artışla 3,2 milyar dolara yükseldi. Arkasından ABD geliyor; buraya yapılan satışlar yüzde 9 artışla 2 milyar dolara yaklaştı. Ancak bu tabloda en dikkat çekici detay, Suriye’ye yapılan makine ihracatının yüzde 189 gibi inanılmaz bir oranla artarak 130,6 milyon dolara ulaşması oldu.
Makine sektörünün alt gruplarına baktığımızda da ilgi çekici gelişmeler var. İçten yanmalı motorlar ve aksamları yüzde 6,6’lık artışla başı çekerken, bu yükselişi inşaat ve madencilik makineleri ile yıkama ve kurutma makineleri takip etti. Özellikle türbin, turbojet ve hidrolik sistemlerde yüzde 17, gıda makinelerinde ise yüzde 14’lük büyüme, sektörün farklı alanlardaki dinamizmini gözler önüne serdi.
Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu, sektörün bu göz kamaştıran performansını değerlendirirken, adeta her yıl ihracatta rekor kırmanın bir alışkanlık haline geldiğini belirtti. Geçtiğimiz yıl küresel makine ihracatının yüzde 10 arttığını ancak üretimdeki yükselişin daha mütevazı kaldığını ifade eden Karavelioğlu, bunun makine fiyatlarındaki artışa işaret ettiğini vurguladı.
Karavelioğlu, “İç pazarda ucuz makinelerin yarattığı yoğun rekabete rağmen, biz rotamızı mühendislik içeriği zengin, katma değeri yüksek ve servis ihtiyacı az ürünlere çevirdik. Bu odaklanma sayesinde ihracat gelirlerimizi korumayı başardık,” dedi. Sanayinin büyük bir kısmının zorlu dezenflasyon sürecini kayıplarla atlattığını ancak düşük kur-yüksek faiz baskısının henüz hafiflemediğini de sözlerine ekledi.
MAİB Başkanı Karavelioğlu, gelecek döneme dair de önemli uyarılarda bulundu: “Global piyasalarda uluslararası kurum ve kuralların yıpranması, Çin kaynaklı haksız rekabet ve mütekabil tarifelerin yükselişi gibi riskler yeni yıla da taşındı. Bu durum, 2026’nın özellikle ilk yarısının firmalarımız için karlılık, nakit akışı ve sipariş sürekliliği açısından zorlayıcı olacağının açık bir işareti.”
Kutlu Karavelioğlu, Avrupa’da makine talebinin zayıf seyrini koruduğunu, savunma, altyapı, enerji ve büyük ölçekli işletme yatırımlarına yönelik siparişlerin neredeyse tamamının Avro Bölgesi dışından geldiğini belirtti. İç piyasada da yatırım iştahının düşük seyrettiğini vurgulayan Karavelioğlu, bu tablonun sadece Avrupa’ya değil, onun müttefik ülkelerine de odaklanmayı zorunlu kıldığını ifade etti.
AB’nin Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay’ı kapsayan MERCOSUR Anlaşması gibi işbirlikleriyle cephesini genişlettiğini belirten Karavelioğlu, 25 yıllık müzakerelerin ardından imza aşamasına gelen bu anlaşmada asıl rolün makine sektörüne ait olduğunun altını çizerek, Türkiye’nin AB ile mevcut anlaşmalarını yeniden masaya yatırması gerektiğini dile getirdi.
Karavelioğlu, küresel sanayi yatırımlarının artık yeni kapasite kurmaktan ziyade, mevcut makinelerin daha akıllı, verimli ve esnek hale getirilmesine doğru evrildiğini gözlemlediklerini söyledi. Savunma harcamalarının ise yeni siparişleri tetiklediğini belirten Başkan, müşterilerin yeni makine alımlarını erteleyip, mevcut makine ve tesislerin ömrünü servis hizmetleriyle uzatmaya odaklandığını ekledi.
Bu tablo, Türkiye için bir fırsat sunuyor: “Dünya genelinde eşi benzeri görülmemiş hızda artan savunma sanayii yatırımları, ileri mühendislik kapasitesini yükseltirken, genel imalat sanayisindeki makine siparişlerindeki düşüşü bir nebze telafi ediyor. Türkiye açısından bu durum, işleme, döküm, ısıl işlem, kaplama, otomasyon ve test sistemleri gibi savunma sanayisi ihtiyacı yüksek alt sektörlerde rekabet avantajı yaratma potansiyelimizi güçlendiriyor.“
Türkiye’nin ithalat verilerine de değinen Karavelioğlu, kasım sonu itibarıyla sektör ithalatının yıllıklandırılmış bazda yüzde 4 artarak 45 milyar dolar eşiğini aştığını kaydetti. Bu durumun, iç pazarda yerli üretimi korumaya yönelik tedbirlerin yetersiz kaldığını gösterdiğini ifade etti. İlk üç çeyrekte makine-teçhizat yatırımları artarken, kapasite kullanım oranlarının düşmesi ise ithalat baskısının bir başka işareti olarak öne çıktı.
Kutlu Karavelioğlu, sözlerini şöyle noktaladı: “Yerli üretimi, yatırımı ve teknolojik yetkinliği korumaya yönelik mevcut tedbirlerin dozunu, AB’deki İthalat Gözetim Çalışma Grubu benzeri hızlı tepki verebilen mekanizmalarla ayarlamakta fayda görüyoruz. Rekabetçilik ekseninde ele alınacak bütüncül bir sanayi ve finansman yaklaşımı, makine sektörünün hem üretim gücünü hem de ihracattaki stratejik konumunu yeniden tahkim etmenin en kritik aracı olarak önümüzde duruyor.”
Reklam & İşbirliği: [email protected]