ABD’deki siyasi çalkantılar ve Fed başkanlığı belirsizliğiyle başlayan piyasa dalgalanmaları, değerli metallerde adeta bir depreme yol açtı. Altın ve gümüş, rekor seviyelerden soluksuz düşüşler yaşarken, yatırımcılar vadeli işlemlerin ve nakit arayışının neden olduğu bu sert satış dalgasını anlamlandırmaya çalışıyor.
Küresel piyasalar, yeni haftaya yoğun bir belirsizlik fırtınası ile giriş yaptı. Özellikle ABD’deki siyasi gelişmeler ve Merkez Bankası (Fed) başkanlığına ilişkin süregiden spekülasyonlar, yatırımcıların kafasını karıştırırken, değerli metaller cephesinde adeta bir “deprem” yaşandı. Cuma günü başlayan “düzeltme” rüzgarları, yeni haftanın ilk işlem gününde şiddetini artırarak altını ve gümüşü rekor seviyelerden aşağıya çekti.
Piyasa gözlemcileri, bu ani ve keskin düşüşün nedenlerini mercek altına alırken, tablo oldukça karmaşık görünüyor. Altının ons fiyatı, daha birkaç gün önce, 29 Ocak’ta 5 bin 600 doların üzerine çıkarak taze bir rekora imza atmıştı. Ancak bu parlak yükseliş kısa sürdü. 30 Ocak Cuma günü yüzde 9’luk şaşırtıcı bir kayıp yaşayan altın, yeni haftanın ilk gününde de hız kesmeyerek yüzde 8,3 daha değer kaybetti ve 4 bin 500 doların altına sarktı. Bu, rekor seviyeden sadece birkaç gün sonra yaşanan oldukça sert bir geri çekilme olarak kaydedildi.
Gümüş piyasasında ise durum, altından bile daha dramatikti. Cuma günü yüzde 26 ile tarihinin en çetin günlük düşüşlerinden birine tanıklık eden gümüş, bu şokun ardından durulmak bilmedi. Pazartesi günü de yüzde 14’lük ek bir değer kaybıyla 75 dolar seviyesinin altına indi. Bu denli büyük bir düşüş, yatırımcılar arasında derin endişelere yol açtı.
Analistler, değerli metallerdeki bu ani ve şiddetli düşüşün ardındaki başlıca nedenleri irdelemeye devam ediyor. Görünen o ki, birden fazla faktör aynı anda devreye girerek bu satış dalgasını tetiklemiş durumda.
Bu sert geri çekilmenin en önemli tetikleyicilerinden biri, vadeli işlem piyasalarındaki “teminat tamamlama” (margin call) zorunluluklarıydı. Yatırımcıların açık pozisyonlarını korumak için ek teminat yatırmak zorunda kalması, birçok oyuncuyu elindeki varlıkları satmaya zorladı. CME Group gibi büyük borsaların teminat gereksinimlerini artırması da bu zorunlu tasfiyeleri körükleyerek satış baskısını iyice yükseltti.
Sadece margin call’lar değil, aynı zamanda yatırımcıların diğer varlıklarda yaşadıkları kayıpları dengelemek için nakde yönelme ihtiyacı da satışları hızlandırdı. Birçok oyuncu, portföylerindeki diğer çöküşleri finanse etmek adına değerli metallerini elden çıkarmak durumunda kaldı. Bu da altının, geleneksel “güvenli liman” rolünden ziyade, bu kriz anında bir likidite kaynağı olarak kullanılmasına neden oldu.
Piyasaların üzerine çöken kara bulutların bir diğer kaynağı ise ABD’deki siyasi belirsizliklerdi. Özellikle Minneapolis’te yaşanan olayların ardından patlak veren tartışmalar ve bunun sonucunda ABD hükümetinin kısmi kapanma sürecine girmesi ihtimali, küresel risk iştahını ciddi şekilde zayıflattı. Bu durum, belirsizlikten hoşlanmayan yatırımcıları daha güvenli varlıklara itmek yerine, genel bir satış eğilimine sürükledi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, piyasalarda “daha uzun süre yüksek faiz” endişesini beraberinde getiren Kevin Warsh’ı Fed Başkanlığına aday gösterme ihtimali de önemli bir domino etkisi yarattı. Bu gelişme, para politikasındaki belirsizliği artırarak doların güçlenmesine zemin hazırladı. Doların değer kazanması ise, faiz getirisi sunmayan altın ve gümüş gibi değerli metallerin cazibesini büyük ölçüde azalttı.
Değerli metallerdeki bu sarsıntı, piyasaların genelindeki gerilimi de gözler önüne serdi. Piyasa değeri açısından en büyük kripto para birimi olan Bitcoin bile, bu çalkantılı ortamdan nasibini alarak kısa süreliğine 75 bin doların altına geriledi. Bu durum, mevcut krizin sadece geleneksel varlıklarla sınırlı kalmadığını, genel bir piyasa gerginliğinin yaşandığını da işaret ediyor.
Reklam & İşbirliği: [email protected]